Hafta Başı (86): Savaş sonunda bitti mi? | CHP hep gündemde

15.06.2026 medyascope.tv

15 Haziran 2026’da medyascope.tv'de yaptığımız Hafta Başı’nı yayına Tania Taşçıoğlu Baykal hazırladı

Ruşen Çakır: Merhaba, iyi günler. ‘Hafta Başı'yla karşınızdayız. Kadri Gürsel’le bu haftayı konuşacağız. Kadri hoş geldin.
Kadri Gürsel: Hoş bulduk Ruşen.

Ruşen Çakır: Favori konumuz İran Savaşı. Savaş bitiyor mu?" diye kaç kere konuştuk, galiba bu sefer bitiyor gibi. İki taraf da birbirinden farklı konuda ya da herkes işine gelen konuları öne çıkararak açıklama yaptı. Cuma günü İsviçre'de imzaların atılacağı söyleniyor. Pakistan'ın arabulucu olduğunu biliyoruz. İsrail'in tavrını şu ana kadar öğrenemedik. Trump en çok petrol fiyatlarının yeniden düşmesi ihtimaline sevinmiş gibi. Yaptığı paylaşımda, "petroller aksın" gibi garip bir söz söyledi. Ama hâlâ birtakım belirsizlikler var sanki. Biliyorsun ben geçenlerde Süleymaniye'deyken "Her şey bitti" derken İran, İsrail'e saldırdı. Onlar da ona misilleme yaptı ama iş büyümedi.
Kadri Gürsel: Evet.

Ruşen Çakır: Şimdi anlaşma olduğu, Lübnan'ı da kapsadığı söyleniyor. ABD zaten Lübnan'a bir şey yapmadı. Orada söz konusu olan İsrail. ABD belli ki İsrail'i Lübnan konusunda ikna etmiş, öyle anlaşılıyor. Ama herhâlde burada bayağı sorunlu alan var değil mi?
Kadri Gürsel: Var tabii. "Bitti mi?" diye sorduğumuz savaş Amerika-İran Savaşı, İsrail-İran Savaşı değil. Bu anlaşma İsrail'de fevkalade olumsuz karşılandı. İsrail'de hem seçmen kitlesine hem medyaya da sağ hâkim, çoğunluğu oluşturuyor. İsrail bu anlaşmayı her açıdan olumsuz olarak karşıladı. Çok sert reaksiyonlar geldi. "Nedir reaksiyonların nedeni?" diye soracak olursak; birincisi, henüz daha anlaşmanın çerçeve taslağı yok. İki taraf da bunu sızdırmadı, ortada bir metin yok. O metin belki hâlâ müzakere ediliyor olabilir, bilemiyoruz onu. Ama savaşın başlangıç hedefleri, İran'da rejim değişikliği. Rejimin çökmesi bekleniyordu. En azından İsrail açısından vardı. İkincisi, nükleer programın tasfiye edilmesi bekleniyordu. Balistik füze üretim altyapısı ve balistik füze programının ortadan kaldırılması ve İran'ın orta ve uzun menzilli balistik füzeler üretmemesinin sağlanması bekleniyordu. Bunların hiçbiri yok. Amerikan basınından aldığımız bilgiler açısından baktığımız zaman, 60 günlük bir ateşkes var söz konusu olan. Hürmüz Boğazı'nın açılması, Hürmüz Boğazı'ndaki trafiğe karşı İran'ın sürdürdüğü engelleyici tutum sona ererken, ABD de İran limanlarına karşı uyguladığı ablukayı kaldıracak. Bu blokajlar ve ablukalar karşılıklı olarak kalkacak ve Hürmüz açılacak. Amerika ve İran arasındaki ateşkes Körfez ülkelerini de kapsıyor. Körfez'deki Arap ülkelerinin de herhâlde İran'ın dronlarına ve füzelerine hedef olmayacağını buradan çıkartabiliriz.
Bütün bunlar yeterli mi? Aslında Trump'ın da savaşın başlangıcında alenen söylediği, açıkladığı hedefler açısından bu hedeflerin hiçbirinin tutturulmadığını görüyoruz. Şöyle bir koşulluk göze çarpıyor: Tabii bu sadece bir tahmin, ama yine bu 60 günlük ateşkes zarfında ne müzakere edilecekse onlar da konuşuluyor. Mesela bir konu nükleer program. Ama hemen onun yanında İran'a yönelik Amerikan yaptırımlarının kaldırılması da konuşulacak. Burada bir karşılıklılık varmış gibi bir algı, bir al-ver doğuyor. İran’a karşı yaptırımların kaldırılması ve aynı zamanda bu yaptırımların yanında, dondurulmuş İran varlıklarının da serbest bırakılması, yine bu savaş zarfında İran'ın çökertilen altyapısının onarımı açısından tamirat ve onarım fonlarının da bir şekilde devreye sokulması istenecek sanıyorum. Bunun karşılığında İran, nükleer programını uzunca bir süre ertelemeyi belki vadedebilir. Ama rejimin ve ülkenin güvenliğini teminat altına alacak bazı yükümlülüklerle ancak bu mümkün olabilir. Bunun içinde tabii ki İran'ın vekil unsurlarından, Irak'ta, Suriye’de -ki orada da mezhepsel yakınlık dolayısıyla potansiyel olarak oradaki bazı nüfus kesimleri var-, Lübnan'da, Yemen'de, Filistin'de Hamas'a olan desteğinden İran'ın vazgeçmesi istenebilir. Bütün bunlar bir karşılıklılık esasına göre yürüyecek gibi gözüküyor. Çünkü neticede Trump yönetimi, ülkesini stratejisi belli olmayan, sonu belli olmayan, çıkış planı belli olmayan bir savaşa soktu.
Daha önce, Trump'ın nasıl ikna edildiği ile ilgili New York Times'a yansıyan bir haber vardı. Trump'ın, açıkça Netanyahu tarafından kısa vadeli bir kesin zafere ikna edildiği belirtiliyor. Başlangıcında Beyaz Saray'da “durum odası/situation room" denen bir yerde toplanıyorlar. Oradan sızan bilgilere göre, Trump'ın Netanyahu tarafından ikna edildiği, Netanyahu'nun tezlerine aklının yattığı görülüyor. Netanyahu da İran rejiminin bir hayli zayıfladığı, ülkede toplumsal rahatsızlığın ve muhalefetin çok üst seviyede olduğu ve bunları yaptıktan sonra rejimin düşebileceği ya da rejimin içinden dost ya da işbirliği yapabilecek unsurların iktidara gelebileceği, -bu, rejimin dönüşümü demek-, bu konuda ikna edildiği anlaşılıyordu. Kendileri de rejimin liderliğini hedef aldılar zaten ilk aşamada. Bu eylemleri de herhâlde plan dâhilinde paylaşmışlardır. Ama İran rejimi bu savaştan güçlenerek çıktı aslında. "Savaşın galibi kim?" diye sorduğumuz zaman kesinlikle Amerika Birleşik Devletleri savaşın galibi değil. İran'a verdikleri zarar açısından baktığımızda İran donanmasını yok ettiler. İran'ın hava gücü zaten yoktu, kalanı da neyse, onu da büyük ölçüde ortadan kaldırdılar. Çok ağır bir tahribata uğrattılar ülkeyi. Ama politik açıdan baktığınız zaman, İran'ın siyasi manada kayıpları var mıdır? Yahut İran düşmanının siyasi iradesini ne kadarını reddetti ne kadarını kabul etti? Böyle bir duruma da bakabiliriz.

Ruşen Çakır: Şunu da unutma. Bölgedeki Amerikan müttefikleri...
Kadri Gürsel: Oraya gelecektim zaten. Orada zaten bir paradigma aslında çöktü. O paradigma da Amerika'nın âdeta bir güvenlik müstemlekesi olarak kullandığı, -sadece Körfez'deki Arap ülkeleri değil, Ürdün de buna dâhil-, bu ülkelerde üslenmesi ve bu ülkeleri kendi güvenlik mülahazaları çerçevesinde kullanmasının karşılığında bir koruyucu kalkan görevi de görmeyi vadediyordu. Bu kalkan delik deşik oldu bir kere. Zaten iki açıdan çöktü bu. Trump öncesinde öyle ikna edilmiş ki bu savaşa girmeye, yakın çevresi ilk önce biraz itiraz eder gibi olmuş, ama onlar da çekmişler itirazlarını. Öncelikle Marco Rubio. Ters düşmemek için, kariyerlerini düşünüyorlar. Mesela İran'ın donanması imha edildikten sonra, Hürmüz Boğazı'nı kapatabilecek imkânlara sahip olamayacağı, olmadığı gibi çocukça bir varsayım da var bu işin içinde. Haritaya baktığınız zaman, İran, elindeki imkânlarla, konvansiyonel platformlarla değil, asimetrik platformlarla, hızlı teknelerle de bunu yapabilirdi. Hatta o kadar eski değil, Irak-İran Savaşı'nda da yaptı bunu. Sonuç olarak birincisi, Hürmüz Boğazı'nın kapatılamayacağı, açık tutulacağı varsayımı.
İkincisi, başta Birleşik Arap Emirlikleri olmak üzere, Körfez'deki Amerikan müttefiklerinin bu kadar korunaksız, İran'ın balistik füzeleri ve dronları karşısında kendilerini bu kadar âciz durumda bulacakları da tahmin edilmedi, öngörülmedi, ki bunun siyasi sonuçları oldu. Mesela Suudi Arabistan hem İsrail'in pervasızlığı ve cüretkârlığı karşısında yeni arayışlara girdi. Pakistan'la ittifaka evrilebilecek bir işbirliği…  İttifak olabileceğini zannetmiyorum ama çok derin bir işbirliği, kapsamlı bir savunma işbirliğine yöneliyor.
Diğer taraftan, mesela Doğu Akdeniz'de Türkiye ve Mısır arasında ilginç bir askerî işbirliği doğuyor. birkaç gün önce Türk ve Mısır Hava Kuvvetleri Mısır'da ortak tatbikat yaptılar. Bu, İsrail'e verilen çok açık bir mesajdı. Çünkü Türkiye açısından İsrail tehdidi ayan beyan belirgin hâle geldi. Ben bunun sadece bir retorik olduğunu zannetmiyorum. İran Savaşı her ne kadar İsrail'in hiç de hoşnut olmadığı bir neticeyle bitiyor olsa da "İran'dan sonra sıra Türkiye'ye mi gelecek veya geliyor?" sorusu, sadece Türkiye'de ortaya atılmış paranoid veya aşırı korku ve endişe bozukluğu gibi bir anksiyetenin sonucu değil. "İran'ı hallettikten sonra Türkiye'yi de hizaya getirelim ve Ortadoğu'yu şekillendirelim" İsrail'de de çok söylenen bir laf. Ama Ortadoğu'yu şekillendirmek öyle bombalayarak kolay olmuyor.
İsrail'le bu savaş boyunca enteresan bir Doğu Akdeniz jeopolitiği ortaya çıktı ve gerçekten yanıcı bir ortam oluşuyor. Yanıcı derken, kibrit çaktığın zaman alevler bir anda ortalığı sarabilir. Şu açıdan söylüyorum bunu, yine konuyu Lübnan'a getireceğim. Fransa, Kıbrıs'ta daimî olarak asker konuşlandıracak. Bunu güya insanî amaçlarla yaptığını iddia ediyor ki alakası yok. Bu tamamen Türkiye'ye karşı alınmış bir pozisyondur. Sözle caydırıcı olmak gibi bir maksat güdülüyor burada. İsrail yine Türkiye'yi Kıbrıs'la, Kıbrıs'ın güneyiyle dengelemeye çalışıyor. Kıbrıs'ta artan bir savunma işbirliği var, silah satıyor, buna benzer yakınlaşan ilişkiler durumu var. Bu sebeple Türkiye ve İsrail arasında Suriye'den kaynaklanacak bir gerginlik, eğer önü alınmazsa bir anda yayılabilir; Kıbrıs'a sıçrar, oradan başka yerlere sıçrar. Yanıcı bir durum var ortada. Lübnan dedin ya sen, İsrailliler de söyledi bunu, "Bu anlaşma Lübnan'ı kapsamıyor. Biz Lübnan'da kalmaya kararlıyız." dedi.

Ruşen Çakır: İran, anlaşmanın Lübnan’ı kapsadığını söyledi.
Kadri Gürsel: İran'ın isteği o. Hatta Trump "Anlaşma yakın, bugün yarın" derken, İran, İsrail'e saldırdı. İsrail, Beyrut'un büyük bir Şii mahallesi olan Dahiye’ye bombalarla saldırdı. Onun karşısında sessiz kalamazdı İran. Kalamayacağını göstermek için bunu yaptı. Lübnan'daki İsrail saldırganlığının da sona ermesini, anlaşmanın bir koşulu olarak öne sürüyor İran. İsrail buna karşı. Sonuçta tabii ki İsrail çekilmeyecektir. Önce bir kuşak ilan etmişti orada, o kuşağın güneyine çekilmeyecektir. Ama belki saldırganlığını sona erdirmek, Amerikan baskısıyla bir sonuç alınabilir. Diğer taraftan da aynı şekilde İran'ın Hizbullah üzerindeki etkisini kullanması beklenir ki Lübnan'da çatışma sonlansın. Oralar da sakinleşsin. Böyle bir beklenti olabilir.
Türkiye açısından da kolay olmayacağı görüldü. Tekrar ediyorum, İran halledilmedi. Bu kadar da kolay olmayacağının İsrail'deki yöneticiler tarafından görülmüş olması gerekir. Böyle planlar yapıyorlar. Kendi kamuoylarında rıza üretmeye çalışıyorlar. Dünyayı etkilemeye çalışıyorlar. Özellikle İngilizce üretilen içeriklere bakınca öyle olduğu görünüyor. Kürtleri ikna edemediler, o çok önemliydi bence. Kürtleri, kendi paralı askerleri olarak kuzeyden cepheye sürüp, İran'ı orada destabilize etmek, zayıflatmak, meşgul etmek gibi hedef güttüler ama bu olmadı. Kürtler bu konuda bence hem işlerin Amerika-İsrail cephesi açısından iyi gitmediğini gördüler, bir rejim değişikliğine evrilmeyecekse, bunun kendileri için çok ağır bedeli olacağını hissettiler. Bunu gördükleri için de geri adım attılar. Ama sadece o da değil, bölgedeki Arap, Fars ve Türk üç ana unsurun da tepkisini çekecek bir hamle olurdu. O bölge bu unsurlarla çevrili olduğu için, bu unsurlarla da uzun vadede barış içinde yaşamaları gerektiği için, -stratejik hayat tarzı olarak bunu söylüyorum-, ama o da olmadı. Birçok dersle dolu bir dönem.
Ezcümle, bu savaş Amerika açısından çoktandır bitmişti. İran'ın nükleer programını, bu yapılan bombardımanlar neticesinde yakın veya uzak belirsiz bir geleceğe erteletmiş olabilirler. Çünkü enkazın, büyük bir yıkıntının altında, on iki on altı adet nükleer başlık üretmeye yetecek kadar yüzde 60 seviyesinde zenginleştirilmiş uranyum var. Aynı zamanda Natanz ve Fordo'daki tesisleri de yerle bir edildi gibi. Ama ne kadar zarar verildi o da bilinmiyor. Ne kadarda toparlanabileceği, kaç yıl süreceği bilinmiyor. Ama belli ki İran, şubat ayı öncesinde olduğu gibi bu faaliyete devam edemeyecek. Onun dışında, elde ettiğinden çok, görmüş olduğu büyük bir zarar var Amerika Birleşik Devletleri’nin. Politik ve materyal olarak da zarar gördü.

Ruşen Çakır: Sonuç olarak kimsenin bir şekilde kazanç elde edemediği bir savaş gördük. Saldıranların amaçlarına ulaşamadığı, saldırıya uğrayanın yıkılmayıp belli bir zafer kazandığı...
Kadri Gürsel: Yıkılmayıp ayakta kalmak İran açısından aslında siyasi bir zaferdir.

Ruşen Çakır: Evet, siyasi zafer, ama "Şunu aldı, bunu aldı" diyebileceğimiz çok fazla bir durum yok. Belki yaptırımların kalkması gibi hususlarda bir şeyler yaşanırsa...
Kadri Gürsel: İran çok esaslı güvenceler verirse, denetime açarsa, Trump'ın tek taraflı olarak çekildiği nükleer anlaşmadaki denetimlerden daha sıkı denetimleri kabul ederse, pekâlâ o da olabilir. Olmayacak diye bir durum yok.

Ruşen Çakır: Evet. Ama tabii şöyle de bir gerçek var: Tarafların her an tekrar savaş hâline geçmesinin, yarın savaşı tekrar başlatacağının garantisi de yok.
Kadri Gürsel: Garantisi yok. İran'a yaptırımların kaldırılması da sadece nükleer programla da alâkalı değil. İran'ın haydut devlet olmaktan vazgeçmesi lazım. Amerika haydut devlet değil mi? Evet, Trump Amerika’sı da haydut devlet. İsrail daha beteri, serseri, haydut. Ama İran da haydut devlet olmayacak. Diğer ülkelerdeki silahlı unsurları kendi dış politikasının bir aracı olarak desteklemeyecek, onları yönetmeyecek, onları kışkırtmayacak, onları kullanmayacak. Bu olursa ne âlâ ama o da o kadar kolay gözükmüyor. Çünkü İran’da Hamaney'in ölümünden sonra Devrim Muhafızları etkisi çok artmış gibi görünüyor.

Ruşen Çakır: Evet. Türkiye'ye gelelim. Türkiye deyince CHP'den başka bir konu konuşamıyoruz. En son gelişme şöyle: Atanmış genel merkez Mecliste yarınki grup toplantısı için başvuru yapmamış. Seçilmiş CHP de, Özgür Özel adına Grup Başkanvekili Murat Emir onların da yapmayacağını söyledi. Yarın kimse grup toplantısı yapmayacak gibi. Her hafta değişik olaylar yaşanıyor.
Kadri Gürsel: Ama son anda bir şeyler olabilir.

Ruşen Çakır: Evet. Diğer taraftan, en son yine bir MYK toplantısının ardından ihraçlar beklendi, ama iki kişi disipline sevk oldu. Tanju Özcan ve galiba Manisa'da bir belediye başkanı. Tanju Özcan da istifa etti partiden. Ama Özgür Özel'in de dâhil olacağı birtakım isimlerden bahsediliyordu, onlara sıra gelmedi. Bu arada yeni parti meselesi hâlâ gündemde. Ben en son cumartesi günü Lüleburgaz'da Özgür Özel'i izledim. ‘’Baba ocağı’’ söylemini biraz değiştirdi, "Çocuklar neredeyse ev oradadır" dedi. Bir de "Baba evi" dedi, ‘’ocak’’ demedi. Bu pekâlâ gidebilecekleri anlamına geliyor. Ama sonuna kadar CHP içerisinde ısrar edeceğini söylüyor Özgür Özel. Diğer taraftan, ‘’atanmış CHP'’nin uygulamalarının hepsi tasfiyeye yönelik. İl başkanlarının tasfiyesi bekleniyormuş diye konuşuluyor. İki Grup Başkanvekili disipline sevk edildiği için, onların grup başkanvekillikleri düştü biliyorsun. Onların yerine Kılıçdaroğlu atama yapacakmış. Normalde tüzüğe göre grubun seçmesi gerekiyor ama nasıl yapacak bilmiyoruz. Hep böyle bir tartışma var biliyorsun, seçilmiş CHP "Tüzük buna izin vermiyor" diye itiraz ediyor. Ama onlar yine bir şekilde yapıyorlar. Çünkü hukuken başlarına bir durum gelmeyeceğini biliyorlar. Çünkü iktidar onları tercih ediyor.
Kadri Gürsel: Tabii, "Tüzük buna izin vermiyor" denildiğinde, tüzüğe aykırı hareket eden bir ‘’atanmış CHP’’ yönetimine karşı, ‘’seçilmiş CHP'’nin yapabileceği tek hamle mahkemeye gitmek. Mahkemelerden de çıkacak kararların ne olacağı en başından belli. Çünkü zaten bugünkü tablonun nedeni de mahkeme kararları. O bakımdan, evet, hukuk lazım, fakat burada her durum siyasi. Mahkemeler de, kararlar da siyasi. ‘’Baba ocağı’’ söyleminden ne kadar çabuk uzaklaşılırsa o kadar iyi tabii ki. Çünkü bu, muhafazakâr, gelenekçi bir söylem. "Gelenekler kötüdür" demiyorum. Gelenekleri birbirinden ayırt etmek lazım. Sonuçta evlatların geleceği kurtarmak için baba ocağından ayrılmasının günü gelir. O gün çoktan geldi geçiyor aslında.
 İki program önce sanıyorum seninle konuşurken bir konudan bahsetmiştik. Şu an seçilmiş CHP'nin elinde bir “bakire doğum / virgin birth" imkânı var. CHP'yi bu hâliyle geride bırakıp, yeni bir partiyle, yeni bir anlayışla mevcut toplumsal muhalefeti de taban olarak yanına alıp, onun üzerinden yeni bir siyaseti örgütlemek ve kısır kavgaları, çekişmeleri bir yana bırakıp, ‘’atanmış CHP'’nin de, ‘’seçilmiş CHP’’yi tasfiye etmekle geçireceği önümüzdeki bir yıl, seçime kadar, "CHP içinde kavga olduğu" algısı ile CHP'ye ve bütün bu ekibe güvensizliği de giderek seçmene yaymasının önüne geçmek olabilir. Taptaze bir başlangıç yapma imkânı var burada. Artık meydanlarda "Hain Kemal" diye bağırmayı bırakıp, iktidarı ne için istediklerini haykırmaları gerekiyor. "İktidar, iktidar" diye haykırmak da yetmiyor, çünkü "İktidar, iktidar" diye haykırmak, ülkede, zararlı çıktıkları kutuplaşmayı da besleyen bir durum.
Şu ânda ülkenin refah, demokrasi, hukuk ve adalete ihtiyaç var. Bunu gerçekleştirmek için de artık sadece ve sadece iktidarın işine yarayan ve ‘’atanmış CHP'’nin misyonu gereği sürekli provoke ettiği bu CHP içi çatışma görünümünden bir an önce kurtarıp, tarihi de ilan edilmiş bulunan, ‘’millet bunu tartışsın’’ diye ortaya atıldığı, seçime başka bir yapıda hazırlanmak gibi bir hedefin peşinde yürümek olabilir. Bana göre şu aşamada geçerli tek yol bu. Bir konu daha söyleyeyim. Halk TV’deydi galiba, kıyamet senaryosu olarak bunu değerlendirdi. Ayrılık, bir başka parti kurmak, kıyamet senaryosu değildir. Tam tersine şu an içinde bulunduğu durum, vaktini, çok değerli zamanını, enerjisini, örgütünü, atanmış CHP ile ve Kılıçdaroğlu ekibiyle kavga ederek geçirmek, Özgür Özel'in kıyamet senaryosudur. Bu kavgayı bir an önce terk ederek bu oyunu boşa çıkarmak gerekiyor. Çünkü şöyle de bir gerçek var. Bu CHP'de ayrılık ihtimali dillendirilmeye başlandığından beri, iktidar mahfilleri huzursuz, endişeli. Bunu, bu işle memur edilmiş kanalın programında da görüyoruz. Çünkü onlar, CHP'den ayrı bir parti çıkmasın, bunlar birbirlerini yiyip dursunlar isterler. Bu da olmayacağı için...

Ruşen Çakır: Lüleburgaz'da Özgür Özel'in konuşmasında Türkiye'nin sorunları, ekonomi başta olmak üzere ve CHP'nin sorunları diyelim, yarı yarıyaydı ve ısrarla "Bizim kavgamız iç kavga değil. Bizim kavgamız Erdoğan'la iktidar kavgasıdır" söylemini vurguladı. Geçenlerde aklıma geldi. Ben izlemiyorum ama hep sosyal medyada önüme düşüyor. Atanmış CHP'nin, Berhan Şimşek, Ali Haydar Fırat, Müslim Sarı gibi birtakım figürleri var biliyorsun. Bunlar sürekli iktidar medyasının yayın organlarına çıkıp oralarda konuşuyorlar. "Acaba oralarda hiç iktidara yönelik bir söz söylüyorlar mı?" diye düşündüm. Mesela, Özgür Özel’in Halk TV’de yayını çıktığı anda Müslim Sarı CNN Türk'e çıkmış ve bayağı uzun bir yayın yapmış. Benim gördüğüm sadece CHP'yi konuşuyorlar. Mesela CNN Türk'te kalkıp programın bir yerinde "Millet enflasyondan bezdi, açlık bilmem ne oldu, şu oldu, bu oldu" diye konuşmaya başlarsa ne olur?
Kadri Gürsel: Reklama gider. Ama o şekilde konuşamayacağını bilerek gidiyor onlar zaten, onlar da bu oyunun bir parçası.

Ruşen Çakır: Evet. Çünkü orada hiçbir şey yok. Mesela önceki gün Adalet Yürüyüşü’nün yıl dönümünü kutluyorlar. Adalet Yürüyüşü’nün yıl dönümünü kutluyorsun ama ülkenin en temel sorunu adalet, adaletsizlik, taraflı ve bağımlı adalet ve o sayede o koltuğa gelmişsin. Bunlarla yüzleşme yok. Acayip bir durum. Mesela "Kılıçdaroğlu yönetiminde üç belediye başkanına soruşturma açıldı, sonra bilmem kaç belediye başkanı" diyor.
Kadri Gürsel: Bağımsız ve tarafsız yargı görevini yapmış yani.

Ruşen Çakır: Ama mesela Bursa geçmişten dolayı suçlanıyor. Başka yerler de var. O dönem Kılıçdaroğlu dönemi. Kılıçdaroğlu'nun başkanlığı zamanındaki belediye başkanlığını suçluyorlar. İlk günden beri işbirlikçilik olduğunu söyledim. Bu kadarı çok garip. Ama şunu da görüyorum; bizim meslektaşlarımızdan birtakım insanlar da oraya doğru gidiyorlar. Bilmiyorum sen de gözlemliyor musun?
Kadri Gürsel: Neye doğru gidiyorlar?

Ruşen Çakır: Atanmış CHP'ye doğru.
Kadri Gürsel: Ben somut olarak böyle bir durum gözlemleyemedim, ama bu söylediklerinden sonra daha yakından bakarım. Bu beni çok fazla şaşırtmaz, ama ‘’niye şaşırtmaz?’’ konusuna girmeyeyim. Elbette olur bunlar. Bunlar beklenen şeylerdir.

Ruşen Çakır: Çünkü bir taraf riskli. Özgür Özel'in dokunulmazlığının kaldırılmasından bahsediliyor. ‘’Özgür Özel'e bunu yapan, şuna buna neler yapmaz’’ gibi bir mantık çıkar.
Kadri Gürsel: Evet. Ama bu uyarın yerinde. İzleyicilerin de herkesin de bu gözle bakmasında fayda var. Kimin ne zaman, hangi kanalda ne dediğine dikkat edilmeli, özellikle birkaç kanal. Olabilir, bunlar olmayacak şeyler değil. Kolay değil, çok zor şartlar söz konusu elbette. Mesela Lüleburgaz’dan bahsettin. Lüleburgaz'daki kalabalık, orası için büyük bir kalabalıktı, televizyondan baktım. Sen bardağın dolu tarafı hakkında konuştun. Ben de benim gözüme ilişen boş tarafına bakayım. Ben orada gençlerin daha çok sayıda olmasını arzu ederdim açıkçası.

Ruşen Çakır: Bayağı vardı.
Kadri Gürsel: Televizyonda, yakın plan çekimlerinde, daha çok emeklilerin olduğunu gördüm ben o alanda. O emeklilerin çocuklarının da orada olması gerekir ki ‘’öfke’’ diye tabir ettiği duygunun enerjiye dönüşmesi lazım

Ruşen Çakır: Evet.
Kadri Gürsel: Elbette ki gençlerin enerjisi emeklilerde olmaz. Bu çok açık, çok doğal bir durum bu. Çok fazla bir beklentimiz yok. Beklememek gerekir bu manada. Ama öfkenin enerjiye değil örgüte dönüşmesi lazım. Öfke zaten enerjiyi barındırır içinde. Öfke varsa enerji de vardır, ama o enerjinin örgüte dönüşmesi gerekiyor. Cumhur İttifakı şunun ayırdında: Senin de doğru olarak dikkat çektiğin gibi, Bahçeli, Türkgün'e vermiş olduğu söyleşinin bir bölümünde, beş kez "toplumsal muhalefet" ifadesini kullandı. İktidarda olan, iktidar koalisyonunun önemli parçası olan, iktidarda olduğunun bilincinde olan bir siyasi partinin genel başkanı "toplumsal muhalefet" diyorsa, bu, önemli bir mesaj aynı zamanda. Bu aynı zamanda iktidarın büyük ortağına da verilmiş bir mesaj ve bir gerçeğin kabulü. Eğer toplumsal muhalefeti sindiremiyorsa, nötralize edemiyorsa, dağıtamıyorsa, planlar ve hesaplar toplumsal muhalefete liderlik eden siyasi teşekküle yönelir. Bugün gördüğümüz tablo, aslında Cumhuriyet Halk Partisi'nin mutlak butlanla tasfiye edilmesi, kapatılması...

Ruşen Çakır: Evet.
Kadri Gürsel: Şu an kapalıdır Cumhuriyet Halk Partisi, hiç kimse aksini iddia etmesin. En başta söylediğim durum. Cumhuriyet Halk Partisi iktidarla işbirliği içinde olan, Cumhuriyet Halk Partisi'ni aslında bitirme misyonuyla oraya atanmış bulunan gafillerin yönetimindedir. Yönetim de değil, çünkü ortada yönetilen bir parti de yok. Sonuçta, Cumhuriyet Halk Partisi'ni büyük ve boş bir bina olarak mazide bırakıp yürümesi gereken bir misyon var. Toplumsal muhalefet de bunu ister. Yoksa toplumsal muhalefet Cumhuriyet Halk Partisi'ni basıp ele geçirmek gibi bir maksat, gaye güdemez. O, çok ters ve sapkın bir amaç olurdu. Bırakalım, atanmış genel başkan o büyük odada oturup çay içsin. Sonuçta, seçilmiş Cumhuriyet Halk Partisi'nin bu epizodu geride bırakması lazım. Ya da artık Bolşevik-Menşevik diye bir ayrım mı yapmak lazım burada?

Ruşen Çakır: Evet, Hafta Başı'nı burada noktalayalım. İzleyicilerimize çok teşekkür edelim. Haftaya tekrar buluşmak üzere, iyi günler.



Destek olmak ister misiniz?
Doğru haber, özgün ve özgür yorum ihtiyacı
Bugün dünyada gazeteciler birer aktivist olmaya zorlanıyor. Bu durum, kutuplaşmanın alabildiğine keskin olduğu Türkiye'de daha fazla karşımıza çıkıyor. Halbuki gazeteci, elinden geldiğince, doğru haber ile özgün ve özgür yorumla toplumun tüm kesimlerine ulaşmaya çalışmalı ve bu yolla, kutuplaşmayı artırma değil azaltmayı kendine hedef edinmeli. Devamı için

Son makaleler (10)
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
20.06.2026 Kılıçdaroğlu tabii ki pişman değil
19.06.2026 Erdoğan'ın halefinin kim olacağını tartışmak ne kadar anlamlı?
18.06.2026 CHP’de ihraçlar duracağa benzemiyor
16.06.2026 Yeni parti için geri sayım başladı
15.06.2026 Hafta Başı (86): Savaş sonunda bitti mi? | CHP hep gündemde
15.06.2026 Kürt hareketiyle sosyalist sol arasında makas açılıyor
14.06.2026 Kimler tarihin doğru tarafında duruyor: CHP Lüleburgaz mitinginden izlenimler
13.06.2026 “Baba ocağı” diye diye…
12.06.2026 Yeni "yerli ve milli" muhalefet partisi olma yolundaki CHP
21.06.2026 Özgür Özel'in sokakta, çarşıda, pazarda ne işi var?
22.09.2024 Ruşen Çakır nivîsî: Di benda hevdîtina Erdogan û Esed de
17.06.2023 Au pays du RAKI : Entretien avec François GEORGEON
21.03.2022 Ruşen Çakır: Laicism out, secularism in
19.08.2019 Erneute Amtsenthebung: Erdogans große Verzweiflung
05.05.2015 CHP-şi Goşaonuş Sthrateji: Xetselaşi Coxo Phri-Elişina Mualefeti
03.04.2015 Djihadisti I polzuyutsya globalizatsiey I stanovitsya yeyo jertvami. Polnıy test intervyu s jilem kepelem
10.03.2015 Aya Ankara Az Kobani Darse Ebrat Khahad Gereft?
08.03.2015 La esperada operación de Mosul: ¿Combatirá Ankara contra el Estado Islámico (de Irak y el Levante)?
18.07.2014 Ankarayi Miçin arevelki haşvehararı